Sınavımız insanlık

Kursa gitmek için evden çıktığımda, yol boyunca koşuşturan insanları, öfkeli kullanılan arabaları seyrederek ilerlerken, çöp kutusunun başında çöpü karıştıran çocuğa takıldı gözlerim… Nedendir bilmem ama acelem olmasına rağmen bir köşeye çekildim ve izlemeye başladım karmakarışık bir duygu yoğunluğuyla. Onca kalabalığın arasında ve kimsenin dikkatini çekmeyen bu çocuk henüz on beşli yaşlarda ama kırk yaş yorgunluğu vurmuş bünyesiyle zor ayakta duruyordu. Kimseye aldırış etmeden acele acele karıştırıyor çöpü…Kimbilir neyin acelesi yada daha kaç çöp kutusuna yetişmek zorunda o günün ekmeğini evine götürebilmek için…Yeni çıkmaya başlayan bıyıkları çocuksu yüzünde delikanlılıkla çocukluk arasında geçişin en güzel halini sergiliyor. Öylesine masumane bir yüzü  varki dokunsan ağlayacak türden…Israrla onu seyrediyordum. Hareketlerini, mimiklerini, çekingenliğini…her halini…

Üstü başı kir içindeydi ama ne önemi vardı, eminim temiz gibi gorünenlerden daha temizdi. Üşüyordu belliydi. Elleri susuz kalmış toprak gibi çatlamış, yaraları ellerinin üzerinde kıvrımlı yollar çiziyordu. Kömür karası gözleri öyle marur bakıyordu ki…Kaç dakika oldu bilmem orada onu seyrederken kaldığım zamanı. Herkesin sınavı farklı farklıydı işte…Oda istemezmiydi yaşıtlarının hayatları içinde yerini almayı?

Onu güzel yerlerde, güzel  kıyafetler içinde hayal ederken gözlerimden akan yaşları farkedip silmek için gözlerimi kapatıp açtığımda çocuk yerde yatıyordu. O küçücük an içinde ne olmuştu, neyi vardı, neden yerde yatıyordu küçücük bedeni…Koştum hemen hiç olmadığım kadar olduğum soğuk kanlılığımla sarıldım savunmasız bedenine.

“Yapma be çocuk, senin için çok güzel günler gelecek yapma kalk ayağa” derken  aralanan göz bebeklerinde hayatının tüm siyahları gözlerinde toplanmıscasına yoğun bir siyahlık deryasında kayboldum bir an.

Tüm fersizliğiyle derin siyahlıklarını gözlerime kilitlerken başıma toplanan kalabalığa rağmen hıçkırarak ağlayıp kucağımda duran başını okşuyordum…

Nezaman bu duruma gelmiştik, hangi ara böyle bir bağ kurulmuştu aramızda hiç bir fikrim yoktu.

Düşüncelere kilit vurulmaz derler ya, düşünüyordum o yarım saatlik süreci öncesiyle sonrasıyla…

Taki cılız bir ses duyana kadar…Açım…bıçak kesiği gibi sıyrıldım düşüncelerimden ve zaman durdu o an…sözün bittiği yerdeydim ne diyebilirdim ki, o an sadece tek birşey yapabilirdim, karnını doyurmak…

Ama bugün…

Peki ya yarın?